Esinti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Esinti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Eylül 06, 2015

Adalet Teyze

' Yaşlı kadın yatağından kalktı.
Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu.
88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu.
Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı.
Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti.
Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı.
Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı.


Yaşlı kadın ‘Günaydın Anne, Günaydın Baba’ dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı.
Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. ‘Günaydın Kocacığım’ dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı.
Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp ‘Günaydın Evlatlarım’ dedi.
Tüm çerçevelere kısaca göz atıp ‘Sizleri, hepinizi çok özledim’ dedi.

Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama ‘Bir taksi istiyorum’ dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu.

Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. ‘Patlama be adam’ dedi. Nihayet taksiye binebildi.
’Teyze hoş geldin’ dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. ‘Nereye gidiyoruz?’
Kadın kısa bir sessizliğin sonunda ‘Tüm bir gün beni taşır mısın?’ diye sordu.
‘Sana 500 lira veririm.’
Adam küçümser bir gülümseme ile, ‘Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze’ dedi.

Kadın gülümsedi

‘O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?’

‘Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?’

‘Anıtkabir’e’

‘Anıtkabir’e mi?

‘Evet’

‘Tamam teyzeciğim’

‘Yaş kaç teyzeciğim?’

‘Seksen sekiz’

‘Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim’

‘Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum’

‘Haklısın teyzecim’


Taksi Anıtkabir’in kapısına gelmişti. Şoför ‘Teyzeciğim geldik’ dedi. Dalgın görünen kadın ‘Evladım burada yardımına ihtiyacım var’ dedi. ‘Benimle gel’ Adam şaşırmıştı. ‘Tabii teyze’ dedi. Kuşkulu gözlerle ‘Bizi buraya alırlar mı?’ diye sordu.

O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak ‘Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?’ dedi

‘Hayır’

‘Kaç yıldır Ankara’da yaşıyorsun?’

‘Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme’

‘Ee o zaman’

‘Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben’

Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.

Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde

‘Nasıl çıkacaksın Teyze?’ diye sordu.

‘Her ay nasıl çıkıyorsam öyle’

‘Her ay geliyor musun?’

‘Evet’

Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti.
‘Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım’. Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra, ‘Hadi gidelim’ dedi.

Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı.
‘Yoruldun mu Teyze’ dedi.
Kadın sustu.
Bir süre suskunluktan sonra ‘Evet hem de çok yoruldum’ diye cevapladı.

‘Nereye gidiyoruz?’

‘Bankaya’!

Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk’e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.

‘Teyzeciğim bir şey sorabilir miyim?’

‘Sor bakalım evladım’

‘Anıtkabir’de Atatürk’e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?’

‘Uzun hikaye evladım’

‘Olsun be teyze anlat ne olur’

‘Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende ‘Adalet’ dedim. Bunun üzerine ‘Ne güzel ismin varmış’ dedi. ‘Okulu bitirince ne olacaksın’ dedi bana. Hemşire dedim. Oda ‘Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır’ dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, ‘Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın’ dedi .’

‘Sen ne dedin peki?’

‘Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.’

‘Peki olabildin mi Adalet Teyze?’

‘Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.’

‘Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze’

‘Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin’

‘Haklısın Adalet Teyze. Bu banka mı gelmek istediğin’?

‘Evet’!

‘Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?’

‘Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım?’

‘Osman teyzeciğim’

‘Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?’

‘Tamam teyzeciğim’!

Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini
fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü.
‘Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür’ diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.

‘Hoş geldin Hakim Teyze’

‘Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.’

‘Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?’

‘Yok aksine hoşuma gitti. Sağol’

‘Nereye gidiyoruz?’

‘Seyranbağları'na’

‘Tabii’

‘Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen’

‘Tüm Anadolu’yu karış karış gezdik rahmetli kocamla’

‘Ne iş yapardı amca?’

‘Subaydı.’

‘Ne zaman vefat etti?’

‘1952'de’

‘Çok olmuş.Gençmiş’

‘Kore savaşında şehit oldu.’

‘Allah rahmet eylesin Hakim teyze’

‘ Sağol’

‘Seyranbağları’na geldik nereye gideceğiz?’

‘Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.’

‘Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben’

‘Yok bekle burada’

Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. ‘Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu’ yazısını okudu. Anlam veremedi. ‘Bu kadın burada ne yapar ki?’ diye düşündü.

Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın ‘Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin’ dedi.

Adalet hanım, buğulu gözlerle ‘İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın’ dedi.

Araba hareket etti.

‘Nereye Hakim Teyze?’

‘Hemen iki sokak öteye’

Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti.
Bu binada da ‘Ankara Seyranbağları Huzurevi’ yazıyordu.

‘Bekle beni’

‘Tabii Hakim Teyze’

Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım’ın gözlerinden akan yaşları fark etti.

‘İyi misin Hakim Teyze’

‘İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor’

‘Nereye gidiyoruz?’

‘Cebeci Asri Mezarlığına’

‘Tamam’

‘Teyze nerelisin sen?’

‘Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke’ye döndük. Allah’a Şükür Babam da sağ salim döndü savaştan.’

‘Sonra ne oldu?’

‘Liseye Aydın’a gönderdi babam. Orada Atatürk’le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul’a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye’de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..’

‘Çocuğunuz var mı?’

‘Bir kızım bir oğlum vardı.’

‘Neredeler şimdi?’

‘Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.’

‘Ne güzel’

‘1978'de Fransa’da Ermeniler öldürdüler.’

‘Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani’

‘Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.’

‘Amin. Ya kızın?’

‘O eşi ve çocukları ile İzmit’te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999 da depremde hepsi vefat ettiler.’

‘Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma’

‘Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol’

‘Geldik Teyze’

‘Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.’

‘Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.’

‘Yok beni alacaklar buradan’

‘Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim.
Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 ‘yi ona veririm. Gerisi kalsın.
Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.’

‘Çocukların var mı?’

‘İki tane ellerinden öperler.’
Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.

‘Adları nedir?’

‘Kemal ve Ayşe’

‘Oğlumun adı da Kemal di.’

Sessizliğin ardından Osman’ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..

‘Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut.
Atatürk’ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla.
Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.’

Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi.
Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu.
Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı.
Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.

Ertesi gün Ankara’da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti.
Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi.
Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı.
Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti:
’Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ’a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ’ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları’ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ’ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.’

Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar.
Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını.
Herkesin tek bildiği Osman’ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında
’Gökler bile sana ağlıyor’ diyerek ağladığıydı..
.
.
İşte bu günlerde de adalet ağlıyor...'


SÖZ KONUSU VATAN İSE GERİSİ TEFERRUATTIR.
   Mustafa Kemal ATATÜRK

Benim bir blogum vardı galiba.....














Pazartesi, Mayıs 04, 2015

Sezen Aksu Hep Yeni ve Yeni Kalanlara SELAMLAR OLSUN




Gelenlere, gidenlere
Gönülden sevenlere
Ümidi yeşertenlere

Bir şiirden süzerek
Ekmeği bölüşerek
Hayatı yüceltenlere

Kavganın, barışmanın
Zamanla yarışmanın
Değerini bilenlere

Doğanın düşüncenin
Hayatın hakikatin
Önünde diz çökenlere

Selamlar olsun
Şerefine kalksın bütün kadehler
Selamlar olsun
Çok yaşasın, yaşasın, yaşasın
Hep yenilenenler

Elbette, denize nazır
Kalbimiz, temiz velhasıl
Bi yudum, muhabetten
Bi yudum, ehlikeyften
Yanında, aşkta olsun

İlla ki meşkte olsun
Yıldızlar bir bir sönerken
Yeni gün gelsin duyulsun
Ahhhhhhh Ahhhhhh

Sokakataki Aliye
Tablodaki Daliye
Deliye de Veliye de

Şurdaki iskeleye
Kınalıya Heybeliye
Birde yeni sevgiliye

Selamlar olsun
Çok yaşasın, yaşasın, yaşasın
Hep yenilenenler

Cumartesi, Eylül 06, 2014

Eğitim Sevgi İle Başlar... Rita Pierson

Eğitim Sevgi İle Başlar...

Rita Pierson ne güzel anlatmış :)


Rita Pierson: Her çocuğun bir kahramana ihtiyacı vardır

Perşembe, Mart 07, 2013

Aşk Hastası



Son yıllarda izlediğim en muhteşem oyun. Şiddetle tavsiye ediyorum
 bu temaşa kaçmaz dostlar.

"Bir şulesi var ki şem i canın 
Fanusuna sığmaz asumanın"


Kenan Işık'ın yazdığı muhteşem eser müthiş bir görsellikle süslenerek bizlere sunulmuş. Özellikle Şeyh Galib' i  okuyan herkesin çok daha farklı etkileneceği şüphesiz.

"Kalbim nerede?" diyor beyazlar içinde bir genç kadın. Umursamaz sevgilisi önce dalgaya alıyor. Adamın dehşete kapıldığı anda ise kalbinin yerini soran kadın, doğru noktayı bulup yaşamını nihayete erdiriyor. Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı "Aşk Hastası", Batı'ya özenen ve kendi değerlerini hiçe sayan bir oyuncunun önce şair Galib'e sonra Hüsnü Aşk'taki Aşk'a, sonra Şeyh Galib'e dönüşünü ve kalp yolculuğunu şaşırtıcı bir kurguyla seyircinin kalbine taşıyor."


Ankara Devlet Tiyatrosu Kenan Işık’ın Şeyh Galip’in (1757-1798) Hüsn-ü Aşk adlı yapıtından yola çıkarak yazdığı Aşk Hastası adlı oyunu sahnelemeye devam ediyor.
Divan edebiyatı şairlerinden Galip, tasavvuf düşüncesinden beslenerek sembolist şiirler yazarak genç yaşında kendinden söz ettiren yetnekli ve zeki bir gençtir. Galip 24 yaşında, dönemin padişahı 3. Selim tarafından Galata Mevlevihanesi şeyhliğine atanır. Dönemin siyasal ve toplumsal sorunlarına da kafa yoran çok yönlü, duyarlı bir şair olan Şeyh Galip’in yazdığı Hüsn-ü Aşk divanı 18. yüzyıl divan şiirinin temel taşlarından biri olarak kabul edilir.

Kenan Işık’ın aynı zamanda yönetmenliğini de yaptığı Aşk Hastası’nın dekor tasarımı Hakan Dündar’a, ışık düzenlemesi Kerem Çetinel’e, besteler Yücel Arzen’e koreografi ise Burçak Işımer’e ait.

Kenan Işık bu metin üzerinden oyun içinde oyun biçiminde kurguladığı Aşk Hastası’nda günümüzde batılı yazarların oyunlarında oynamak isteyen genç bir oyuncunun divan edebiyatı şairini anlatan bir oyunda oynamak istemez ve kendi kendine tiyatroya ve provalara sitemde bulunur. Ancak oyuncunun kız arkadaşı provalar sırasında intihar etmiştir, oyuncu Şeyh Galip’in anlatıldığı oyunda da aynı bir olayla karşılaşır ve mistik bir duyguya kapılarak oyunu kendi kendine sahnede canlandırmaya başlar.

Aşk Hastası’nda Kenan Işık bir yanıyla günümüz sanat anlayışına batı hayranlığına inceden bir eleştiri getirirken aynı zaman da Şeyh Galip’in hayatı üzerinden dönemin toplumsal ve siyasal olaylarına da değinerek günümüz siyasal erkinin yönetim biçimini, savurganlığını da dolaylı bir biçimde tenkit eder.

Galata Mevlevi hanesine atanan Şeyh Galip’i ziyaret eden padişah 3. Selim’in Osmanlı devlet ve asker yapısından, askeri gücünün dağınık ve zayıflığından ve daha önemlisi de batıdaki gelişmelere karşı hazırlıksız olan yönetim yapısından şikayet ettiği bölüm ilginç ve dikkat çekici. Kenan Işık oyununda kadar Şeyh Galip’in hayatını anlatırken hem onun, inanç biçimini, düşünsel derinliğini, sanat ve şiir hakkında düşüncelerini, şiirdeki yeteneğini ve sosyal ve siyasal olaylara yaklaşım ve yorumunu bütünlüklü olarak ele alarak objektif bir yaklaşımla yaşanan dönemi sahneye taşıyor.

Yönetmen Kenan Işık yorumuyla öncelikle oyunun düşünsel derinliği ile görsel olanı özenle dengeleyerek, abartısız ve ölçülü oyunsu bir gösteri ortaya koyuyor. Oyunun sahne yorumunda farklı bir anlatım denemesi gerçekleştiriyor. Boş bir sahne de başlayan oyunda dönemin olay ve ilişkileri mekansal olarak soyutlanarak veriliyor. Sahne de projeksiyon kullanılarak anlatım zenginleştiriliyor ve etkileyici görsel bir atmosfer yaratılıyor. Özellikle Burçak Işımer’in dans düzeni ve müzikler görsel anlatımın başat unsuru olarak öne çıkıyor. Oyunda bu günü ve geçmişi yansılayan oyunculardan özellikle Oyuncu ve Şeyh Galip’i yorumlayan Kutay Sungar ve 3. Selim’i yansılayan Buğra Koçtepe oyunculukları ile göz dolduruyor. Sungar, sesi ve tavrı ile inandırıcı bir oyunculukla seyirci karşısına çıkıyor. 2. Oyuncu, ressam ve 3. şairde izlediğimiz Eren Omay her bir figürü duygu ve tavır olarak zekice ayrıştıran oyunculuğu ile dikkat çekiyor. Rejisör ve Sufi rolleri ile izlediğimiz deneyimli oyuncu Murat Çıdamlı ayrıntıları vurgulayan, titiz ve abartısız oyunculuğu ile anlatımın önemli bir figürü olarak öne çıkıyor. Diğer rollerde izlediğimiz Ebru Uysal Sungar, Ergin Özdemir, Özgür Cengiz, Müjde Hayat, Kübra Erdem, Sibel Çelikoğlu Savaş Tamer ve Can Albayrak oyunculukları ile Aşk Hastası’nın sahne yorumunda anlatımı güçlendiren performansları ile metne özel bir katkı sunuyorlar.

Metin Boran

Salı, Ocak 15, 2013

Her insan huzur verir ...


 
 
    Üzülme sen bebeğim, oyyyy severim seni:))))
 
 
Boşver aldırma sen:) Tarih tekrarı sever :)
 
 
 

Çarşamba, Aralık 26, 2012

Şu Saniye - Sezen Aksu

 
Sezen Aksu'nun 2003 yılında çıkarttığı Yaz Bitmeden albümünde ki Şu Saniye şarkısı çok sevdiğim parçalardan biridir.  Ne yazıkki geçenlere de tüylerimi diken diken eden bir yorumla karşıma çıktı. Linet gerçekten müthiş bir sese sahip ve yorumları çok güzel; gerçi tarzını belirlemek adına bence o sesi yanlış yönde kullanıyor ama  kendi kararıdır saygı duyarım. Fakat bu şarkıyı ondan dinleyince eyvah dedim açıkcası  güzelim şarkı öyle farklı yorumlanmışki bir türlü yakıştıramadım o muhteşem ses ama ... yorum kelimelerimi yumuşatmaya çalışıyorum olmuyor... Bu şarkıya yapılmamalıydı bu hal yakışmadı hemde hiç yakışmadı. İşte Sezen yorumu  ( söz beste Sezen Aksu ) ve ardından Linet yorumu . Bu şarkı bunu hak etmiyor  ŞU SANİYE  çığlık çığlığa bağırasım var ...






Yok senden başka bir dünya
Yok senden başka bir alem
Cenneti verseler almam
Ben senden asla ayrılmam

Belki bu da gelir geçer

Şu saniye esastır gel
Belki bu da gelir geçer
Şu saniye esastır gel
Geçse de beni unutma
Hiçbir aşkını unutma
Zira budur elimizde kalan
Aşktan başka her şey yalan

Ne yaptıysan yaptın kalk gel
Affeder elbette Hak gel
Ne yaptıysan yaptın kalk gel
Affeder elbette hak gel

Düşünmek istemem şimdi
Büyü bozulsun istemem
Hafiflettim her şiddeti
Geçirip aşkın içinden

Belki bu da gelir geçer
Şu saniye esastır gel
Belki bu da gelir geçer
Şu saniye esastır gel

Geçse de beni unutma
Hiçbir aşkını unutma
Zira budur elimizde kalan
Aşktan başka her şey yalan

Ne yaptıysan yaptın kalk gel
Affeder elbette Hak gel
Ne yaptıysan yaptın kalk gel
Affeder elbette hak gel

"Şu Saniye" - 5:31 (Söz / Müzik:Sezen Aksu - Düzenleme:Kıvanç K. - Yeni şarkı)

Perşembe, Aralık 06, 2012

Suskun


  
 
 Sus, kimseler duymasın.
   Duymasın ölürüm ha.
   Aydım yarı gecede
   Yeşil bir yağmur sonra...
   Yağıyor yeşil.
 
   En uzak, o adsız ve kimselersiz,
   O yitik yıldızda duyuyor musun?
   Bir stradivarius inler kendi kendine,
   Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil.
   Önce bendim diyor ve sonra benim...
   Ölümsüz, güzel ve çetin.
   Ezgisidir dolaşan bütün evreni,
   Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları.
   Canımı, tüylerimi sarmada şimdi
   Kendi rüzgarıyla vurgun...
   Sarıyor yeşil.
 
   Rüya, bütün çektigimiz.
   Rüya kahrım, rüya zindan.
   Nasıl da yılları buldu,
   Bir mısra boyu maceram...
   Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
   Bilmezler nasıl sevdik,
   İki yitik hasret,
   İki parça can.
   Çatladı yüreği çakmaktaşının,
   Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde
   Çağlardır boğulmuş bir su...
   Ağıyor yeşil.
 
   Yivlerinde yeşil güller fışkırmış,
   Susmuş bütün namlular...
   Susmuş dağ,
   Susmuş deniz.
   Dünya mışıl-mışıl,
   Uykular derin,
   Yılan su getirir yavru serçeye,
   Kısır kadın, maviş bir kız doğurmuş,
   Memeleri bereketli ve serin...
   Sağıyor yeşil.
 
   Aydım yarı gecede,
   Neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat,      
   Ve Sezarsa, bir ad, yıkıntılarda.
   Ama hançer taşı sanki
   Koca Kartaca!
   Hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne
   Bak nasıl alıyor, yigit,
   Binlerce yıl da sonra
   Alıyor yeşil.
 
   Vurur dağın doruğundan
   Atmacamın çalkara,
   Yalın gölgesi.
   Kuş vurmaz, tavşan almaz,
   Ama aç, azgın
   Köpek balıklarıydı parçaladığı
   Bak, Tiber saygılı, suskun.
   Bak nilüfer dizisi zinciri.
   Bunlar bukağısı, kolbağlarıdır,
   Cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi,
   Ve ilk gerillası Spartakus'un.
   Susuyor yeşil.
 
   Sus, kimseler duymasın,
   Duymasın, ölürüm ha.
   Aymışam yarı gece,
   Seni bulmuşam sonra.
   Seni, kaburgamın altın parçası.
   Seni, dişlerinde elma kokusu.
   Bir daha hangi ana doğurur bizi?
 
   Ruhum...
   Mısra çekiyorum, haberin olsun.
   Çarşılarin en küçük meyhanesi bu,
   Saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
   Derimizin altında o ölüm namussuzu...
   Ve Ahme'din işi ilk rastgidiyor.
   İlktir dost elinin hançersizliği...
   Ağlıyor yeşil.
 
 
  Ahmed Arif