izle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Eylül 21, 2014

Hang Davulu

Dünyada ne güzellikler var... Müzik ve huzur :)


          Hang davulu (Hang drum) (UFO'ya benzediği için "spacedrum" da denebiliyor.) Adı, Macarca ve Bern dilinde "el" anlamına gelen "hang" den türemiş "Hypnotic" bir çalgı...

          Hang, ilk kez 2000 yılında İsviçre vatandaşları Sabina Scharer ve Felix Rohner tarafından dünyanın farklı bölgelerinde gerçekleştirdikleri uzun araştırmalar sonucu geliştirilen bir perküsyon enstrümanıymış. Endonezya ve Güney Hindistan'a kadar uzanmışlar araştırma için. İçi boş iki çelik sac kabuğun birbirine yapıştırılması ile oluşturulmuş. Kucağa yerleştirilip el ve parmaklar kullanılarak çalınıyor. İlk tanıtımı 2001 yılında Frankfurt Müzik Festivali'nde yapılmış. Yaratıcılarına ait PANArt firmasınca İsviçre'nin Bern şehrinde üretiliyormuş sadece. 
           
           Güzel ve farklı bir şey... Teknolojinin doğa ve gelenekle, müzikle uyumu harika olabiliyormuş. :)
          
           İşte bir tane daha: Keyifli günler efendim :)



Kaynaklar: http://tr.wikipedia.org/wiki/Hang
                   http://ilgilibirbilgi.com/hang-davulu/
                   http://degnek.com/2059-hang-hang-drum-muzik-aleti.html

Çarşamba, Temmuz 16, 2014

Lucy

Sinema konusunda uzman değilim ama Luc Besson'un filmleri en beğendiklerimdendir. Mesela, 5. Element :
Mesela Léon:


Bu filmlerdeki kadın karakterler güçlü, sıra dışı, akıllı, cazibeli, zeki. Yani olması gerektiği gibi. Ağzı ayrık ayran budalaları değil.





Besson'un izlediğim diğer filmlerinde de durum bu. İzlemediklerim de var tabii ...
Şimdi sıkı durun. Benim gibi Besson+Fantastik tutkunları için 8 Ağustos'ta vizyona girecek bir film geliyor: Lucy.
Film şu soruya cevap arıyor: En zekimiz bile beyninin %10'unu kullanıyor. Acaba %100'ünü kullansak ne olurdu?
Görsel ve fragman aşağıda efendim, iyi seyirler :)

Bu Besson filmindeki güçlü kadınımız:)   :


Not: 10 Ağustos'ta izledim, gerçekten keyifliydi :)

Cumartesi, Ağustos 25, 2012

Nice yıllara Erbil Efe Dengel Nice yıllara dost


Dostlar vardır hayatımızın dönüm noktası gibi duran
dostlar her haliyle bize ışık olan
Erbil Bey ciğim doğum gününüz kutlu olsun sevgili Güliz hanımcığımın dizeleri acımı tekrar hatlatırken bir tuhaf buruk içim yazmaya çalışmak ne zor şimdi...
Duyuyorsunuz bizleri eminim
Runun şad olsun dost...

O sesin hep bizimle bilesin.
Sevgili Mehmet'le yazdığımız bu muhteşem şiire ne güzel ses olmuştun Kapa gözlerini dinle saki dinle dinle dinle...

                 Erbil Efe Dengel & Esin Dinçelli : Sesimin sesi



Uzaklardan bir ses olmanı bir selam geldim cann diye seslenmeni isterdim..Ah! bir bilsen nasıl sevinirdim.
Nasıl sevinirdi yüreğim..Sessizce soluyorum bir hazan yaprağı gibi.. Susuyorum artık derin derin..Oysa ne
kadar çok hasretim konuşmaya anlatmaya anlaşılmaya..Hicranımı bir tılsımla söküp almanı ne çok isterdim..
Her yokluğunu yokladığımda ruhum sızlar hüznü yaşarım...Bir ezginin müziği doluyor kulaklarıma içim ürperiyor..
Tıpkı hayatın kendisi gibi..Bir nehir gibi süzülüp gidiyor kalbim uzaklara...Beni sorma! Dudaklarıma yaslanmış...

kelimelerle hayatımın sesi kısılmış...Suyu tükenmiş limanların denizlerinde yürüyorum hala..Seni ne zaman ansam
bir hüzün şarkısı kırılır içimde...Özlem tek yönlü bir yol işte gidipte dönmeyen..Bir yel gibi esip gittin
ardına bakmadan ben yelkenleri kırık tekneler gibi bakakalmıştım ardından yorgun denizler üzerinde...Hüznün kayıp
çocuk resimleridir gecelerde...İçimdeki çocuk kayıp bugün...Anılarımı sararak kalbimin kuyusunda en hazin sesle
kirpikleri kırılan bir zaman diliminde hüzünlü şiirler topluyorum gecelere...Şair suskun şiir suskun geceler öksüz..
N.GüLiz Demirağ




Beyaz güller, boş kadehler, ürperen bir mum
Bu gece buyum

içmek varmış bir gün kaderde
Çok güzelsin biliyorum uzak bir kentte
Gülüşün bende doğum gününde
Dilek tuttum can bağladım kuru dallara, kuru dallara
İki gözüm hayırsızım nice yıllara
Usul usul gözlerimden süzülür yaşlar
Anladım ki son nefeste bitermiş aşklar
Dualarım senin için sen bilmesen de
Mutluluklar diliyorum doğum gününde

Söz: Edip Emre
Müzik: Namık Nagdaliyev

Senin için seçtim :))))) dinle saki dinle   ŞEREFE

Pazar, Mayıs 13, 2012

Şehrayin Şarkıları - 1

Nurullah Genç'in muhteşem dizeleri Mustafa Nazif'in objektifinden süzülmüş anların güzelliği ile bütünleşmiş bir temaşa sergiliyor gözlerimizin önünde...



Yorum ve Fotograflar : Mustafa Nazif

Şehrayin Şarkıları - 1


seni yaşamadan ölmeyeceğim
aşka özgü zakkum bahçelerinde
gene acılara kalıyorum ben
deniz ölesiye yakın ayaklarıma
ey ülkemin pusatsız kahramanları
erzurum garında, banklar üstünde
sükut-u hayale uğrayan kalbim
geceyi kavrayan parmaklarımla
bu hasret, bu hicran zelzelesinde
beni kurtarmaya gücünüz yetmez
çünkü mutsuzluğun mekteplerinde
ıstırap dersleri alıyorum ben

gittikçe yaklaşan bir afet gibi
intihar yanılgısıyla
yolar beni esarete çekiyor
şehrayin şarkıları söylüyorum içimden
şarkılar ki, hep aynı nakaratla bitiyor
sen bir garip delisin
gözleri perdelisin

erzurum garında, banklar üstünde
susuzluktan ağlayan bir güvercin
içime vuruyor kanatlarını
nağmelerin ateşinde parlayan
kuşlar bölük bölük hayatıma giriyor
bütün çığlıkları kuşanmış ölüm
dudaklarında siyanür
oysa bilmiyor ki, bu yolculuktan
yollar tükense de, dönmeyeceğim
seni yaşamadan ölmeyeceğim
o çin harikası bakışlarını
o pekin gözlerini
gözlerin ki, gece donanmasıdır
yoksul ve yabancı mısralarımın

bedenimde çıban çıban ağrılar
ben bu ağrılardan zevk alıyorum
ejder tepesinde bunalıyorum
bir yanda kum frıtınası
diğer yanda esrarengiz
karakalem çalışması bir deniz
rüzgarla, yağmurla ve yıldızlarla
başlamak üzere son ayinimiz

erzurum garında gece yarısı
bankların üstünde şimşekler konar
bazen bir yıldırım gezinir saçlarımda
bazen bir melek saatler boyu
yakama ölümsüz çiçekler takar
erzurum garında gece yarısı
hıçkırıklar boğazıma tıkanır
nemrut ateşiyle sabaha kadar
içimde binlerce ibrahim yanar

koltuğumda efsaneler kitabı
kafdağından nergis devşiriyorum
başını dayamış omuzlarıma
o eski, o yaşlı zümrüdüanka
ben bir çin şarhoşu samanyolunda
denizi tartışan bakışlarını
geçmişime asla gömmeyeceğim
seni yaşamadan ölmeyeceğim

perdeler kalkıp da sabah olunca
aldırma aras’ın öyle bulanık
öyle mahsun aktığına
palandöken yine sisli, aldırma
ben hem sise, hem çamura alıştım
senelerdir bu acıyla buluştum
mutluluk ne zaman çıksa karşıma
yalnızlık bir zindan, çöker başıma


Nurullah Genç

Pazar, Mart 18, 2012

Vokaliz - Akapella


Vokaliz grubu akapella (çalgı sesi olmadan sadece insan sesleri ile yapılan müzik)  müziğinin ülkemizdeki en iyi temsilcisidir. 
Onları dinlemek benim için her zaman özel bir zevk olmuştur.
Yeni albümleri ise gerçekten muhteşem olmuş.  



Bu şarkıyı kaç gündür dinleyip duruyorum:)
muhteşem olmuş muhteşem:)
Açın sesi sonuna kadar :)
zor dostum zor hemde çok zor offf yine koptum ben :))))

Perşembe, Mart 01, 2012

Dudağıma teğellenmiş incecik bir tebessüm - Leman Sam - Şarkıcı


 
ben bir şarkıcıyım şarkının adıyım

düşleri paylaşırım aşkı anlatırım

ağlatabilirim güldürebilirim

mutluluğa uçarım şarkımı söylerim

dudağıma teğellenmiş incecik bir tebessüm

yarin dudağın değdigi son yeri özlerim

zaman dursa ve başlasak her şeye yeniden

belki anlardık kimdi neydi nasıl neden

ah ışıklar ışıklar birer birer

ışıklar birer birer sönerler

ah ışıklar ışıklar birer birer

ışıklar ayrılıktan beter ederler
ışıklar yalnızlıktan beter ederler

Pazartesi, Ocak 23, 2012

Buika - no habra nadie en el mundo


yalnız zeytin ağaçları arasında sevdiğini bekleyen bir şarkı...
kimse olmayacak dünyada

bıraktığın acıları silecek

bunca aşktan sonra

böylesine bir acıyı bana nasıl tattırdığını

anlayamıyorum


sular serbest kaldıklarından beri
kaynaklarının dışında özgürce akarlar

yaseminler ağlamış

ve anlamıyorum neden senin de ağladığını kızım

neden gözlerin ıssız kalmış.

güzel bir öğleden sonra, zeytin ağaçları altındayken hiç kimse,

hiç kimse seni nasıl sevdiğimi görmedi, nasıl sevdiğimi seni

ve şimdi zeytin ağaçları uyuyorlar, ama ben uyuyamiyorum.
dünyada kimse yok ki derdime derman olsun

senin gururun sayesinde açılan yarama

şimdi beni nasıl incittiğini anlayamiyorum

o kadar aşkı bana tattırdıktan sonra
dönüşünden sonra sana tüm şiirleri okumayı düşündüm,

aşk hakkında ve acı çekmek hakkında olanları,

bana geri döndüğünde kızım, seni öpücüklerimle kaplayacağım

ve uçacağız yukarılara, bulutların yavaşça estiği yukarılara

dudaklarım vucudunda yavaşça akıp gidecek, o kadar yavaş ki zaman anlamak için duracak
hiç bir şey ama hiç bir kimse derdime derman olamaz

onurun öyle bir yara açtı ki bende

beni o kadar büyük bir aşkla sevdikten sonra

nasıl yaralayabilir bir insan bir insani böylesine?

Cumartesi, Ocak 21, 2012

Kapa Gözlerini Dinle Saki - Lili İvanova - Selda Bağcan - Camino




Lili İvanova'nın  müthiş yorumu, gönül telimize vurdukça mızrabını, her nota bir  hançer vuruşu...


Ya Selda Bağcan yorumu ...

Perşembe, Ocak 05, 2012

Teşy î ( uğurlamak, yolcu etmek)



Not: Videoyu izlerken sağ alttan müziği kapatmayı unutmayın lütfen :)

Desem ki; sitemkar bir zamandır kafiyeler,
Lekeli bir hüzündür; şiir
Kuyulardaki yankılı sesleniş,
Avuç içlerimi kanatan; sabır.

Desem ki; Cân kaçmış kafesinden,
Sitemkâr bir yolcudur; dil…
Nereden bilsin ki şiir,
Kahr/ol/asıca bir pervanedir.

Sevgisiz sözcükler kan kusuyor,
Kınından çıkarıp; paslı kılıcı,
Söylenmemeliydi, lekelenmemeliydi; aşk…
Bî-çare haykırıyor!...

Dil(l)enmeye görsün o rezil duygular,
Dur durak bilmez gemi azıya almış laflar.
Hiddetle savrulur ayıbı örtmek için,
Leke kadar âşikâr…

Sözcükler var; başı ve sonu “ah” ile biten,
Nevâ iken, nidaya dönüşen.
Ruhsar’ım; sersefil!...
Acı ile yoğurulmuş dizeler döken.

Ölüm başlangıçtır; ellerimde revnâk.
Bir mendildir sallanan,
Nasıl nakşedilir ki bu sağnak.
Kanla yazılmış bir vav’ın ucunda sallanır; aşk.

Esin Dinçelli
*Esinti*

Pazartesi, Aralık 05, 2011

Journey Of The Angels/Silent Night

Dostluk ve sevgi ile kurulmuş bağlar öyle kuvvetli ki ...



Videoyu izlerken sol bölümde bulunan radyo linkinin sesini kapatmayı unutmayın lütfen

Pazartesi, Ekim 17, 2011

Dead Can Dance - Yulunga

Biraz mola :)  Lütfen önce  müzik kutusunu durdurun sonra da tam ekran izleyin :)



Çarşamba, Ekim 12, 2011

Bir Güz Daha Yaşanıyor


Bir güz daha yaşanıyor ... Hey hat!

Zaman zaman açan güneşle sonbaharın güzelliği garip bir şekilde huzur veriyor.
Ankara puslu, Ankara ağlıyor ama güz; gözlerimizin önünde tüm güzelliğini sergiliyor.
Bu gün okul bahçesinde telefonumla çektim bu görüntüleri ve aklımda geçen sene bu zamanlar yaptığım  programın giriş yazısı vardı. Eve gelir gelmez eski dosyaları karıştırdım derlediğim ve kendimce yorumladığım bu sunuş yazısı;  güne ne güzel yakıştı. Bu sezon yayınlara daha başlayamadım ama ilk yayınımı bu yazı ile açacağım galiba yine ve yeniden...


GÜZ ZAMANI
"Dün bir makalede bir yazı okudum. Yazar, sonbaharın gelişini anlatıyordu:
Sonbaharı, hüzünden buruk bir tat alan insanların sevdiğini söylüyordu. Tıpkı acı seven insanların acılı yemek yerken bir yandan yanan ağızlarından şikayet etmesi, diğer yandan da yediklerinden lezzet alması gibi…   Acıdan keyif almak!  Adeta ….  Acaba sonbahar insanlara neler hissettirir?
Kimisi için sıcak ve uzun geçen yaz günlerinin bittiğinin habercisidir sonbahar,kimisi için soğuk kışın kapıya dayandığının.Yani ilk aklıma gelen ya bitişti ya da başlangıç.
Oysaki sonbahardan zevk alanları hiç düşünmemiştim bugüne kadar!   Sonra fark ettim ki; tüm hüzünlü şarkıların bir köşesinde sonbahardan bir iz var. Neredeyse her şarkıya,her şiire ilham olmuş sonbahar ve getirdiği hüzün.  
Meğerse hüzünden zevk alanların ruh haliymiş sonbahar…    
İnsanı evine hapsedip, battaniyenin altına sokup,kışı çağıran sessiz bir çığlık gibi.Sıcak yaz günlerinden sonra esmeye başlayan ilk rüzgarların tenimizi tatlı tatlı serinletmesi önce insanların hoşuna gider.Ancak gün geçtikçe sertleşen o rüzgarlar,insanları kasvete ve sonrada eve sokar.
Ben sanırım, ilk esen sonbahar rüzgârlarından kısa bir süre zevk alanlardanım!  
Şimdi ise, sonbaharın bu ilk rüzgârlarıyla gelen tatlı serinlemeye kendimi bırakıp, kısacık sürecek olan sonbahar zevkimi yaşıyorum."

  Dökülen yapraklar üzerinde yürümek ve her adımınız da bir çıtırtıyla adeta sizinle konuşan fasl ı hazân... Elbisesini değiştirmiş doğa. Güz yaşanmakta... 

Bâd ı Hazân yüzünüze vurmuşken
Bergüzar edilmiş bize hüzün
Bu hüznün mesnevisini yazmak mümkün müdür acep?

Bu gece, sonbaharla tutuşmuş yüreklerden damlayan kelimeler var yolumuzun üzerinde. Umarız sizde keyifle bu tatlı hüznü yaşarsınız bizimle.
Penceremiz açıldı; havada müziğin ve şiirin büyüsünü taşıyan bir esinti.
Hadi durmayın açın gönül pencerelerinizi, dokunur yüreğinize…
  belki bir nota, belki bir dize …
 

Salı, Eylül 20, 2011

Can Dide


esin dinçelli can dide | izlesene.com


Bazı şiirler vardır okuduğunuz an yazanın yüreğiyle aynı anda atmaya başlar yüreğiniz. Gönül telinize dokunuverir dizeler derken bir de bakmışsınız şiir olmuşssunuz... Yazanın yüreğine sağlık der derin derin iç çekersiniz. Bunca etkilenmişken gelde seslendir kolay mı asla değil, o nedenle uzun zamandır bekliyordu ve şimdi zamanı geldi. "Can, Dide kan ağlıyor ; anlayamazsın"

Bu şiiri okumak baya zorlu bir yolculuktu ama oldu :) dosta verilmiş bir söz ve sözümü tutmanın rahatlığıyla ( geç de olsa ) emanet taktimimdir:)


 can dide; beyazından sözlerin,
söylenmemiş kısmından en güzel cümlelerin.
erişmeden bir sabaha daha,
hâzirûn şiirler yazıyorum sana.
oysa, bilirsin ki;
darağacında boy vermez açılmamış güller.
sokaklar susar,
yollar suskunluğa inat uzar.
uzadıkça kanar bir yanın,
sesin, sonsuzluğa karışır sanır,
çırpınamazsın.

kaybolmak gibi yaşamak; adından
cümleler kurmak yeniye dair.
can dide kan ağlar, sen yoksan.
unutur mevsimler seneleri,
devr-i daim sonsuzluk mektebinde,
ölü kuşlar görüyorum sokak aralarında.
isimsiz ve yani adı konmamış şehirlerde,
uzadıkça uzuyor geceler.
/ gölgem; soğuk,

buz gibi bir sokak lambasının
yalnız ve sadece kendi ile anılan gölgesine karışıyor.
doğacak günü düşünüyorum:
sanki hiç gelmeyecekmiş sanıyor,
iki elim başımda, beynimi kurcalıyor sensizlik düşleri.
can dide kan ağlıyor,
anlayamazsın...

ömrün son-bahârında kurumuş,
çürümüş yapraklar görürsün,
düşmüş dalından.
yaşanmamış ve yaşatılmamış bir beden gibi,
tıpkı, dalından ayrı düşmek gibi seni özlemek.
her sonbaharda, ayrı düşülen iklimlerde;
adını her rüzgârla anıyorsam,
bir musallaya baş koyar gibi,
kaldırımlara düşüyorsa yorgun bedenim;
can dide seni arar;
yok olamazsın...

ağaçlar soyunurken yeni bir yaşama,
dudaklarında susuzluğun izleri paramparça.
avuçlarında hiç yaşanmamış bir hayatın,
izleri değil mi uzayan ve kısalan.
söyle cân; dîde ağlamaz mı.
beyazından sözlerin,
hâzirûn iklimlerde söylenmiş,
gelecek zamanı hapseden büsbütün.
uzadıkça yollarla birlikte kanar bir yanım.
çırpınamam ölü kuşların memleketinde.
anlayamazsın cân
dîde seni arar;
ömrün son baharında kurumuş,
çürümüş bir yaprağa benzer yüzüm.
özlemek derken;
adını sen koydum son-bahar'ın.
bir musallaya koyar gibi başımı,
yorgun bedenimi emanet ediyorum geceye.
cân, dîde seni özler,
dokunamazsın...

16.ekim.2007

MUSTAFA NAZIF

Pazartesi, Eylül 19, 2011

Sen Beni Hiç Sevmedin ki!


esin dinçelli sen beni hiç sevmedin ki | izlesene.com

Vidoyu izlemek isteyen dostlar sayfanın alt bölümünden müziği kapatmayı unutmayın lütfen .


Sen Beni Hiç Sevmedin ki!
Sen hiç sevmedin ki beni..
Sevseydin, Bilirdin çaresizlikten kıvrandığımı...
Yaşar gibi yaptığım bu hayatın bana dar geldiğini...
Sana ne kadar çok ihtiyaç duyduğumu..
Bilirdin... ama bilemedin…
Bilmedin... bilmek istemedin...
Merak bile etmedin...

İnancım kalmadı artık aşk denilen kalleş duyguya...
Seni seviyorum’un bu kadar basit olmasına ve
Kolayca söylenivermesine şaşıyorum sadece...
Ne çok canım yanıyor bi bilsen…
Ama bilmezsin ki...
Çünkü sen beni hiç sevmedin ki...

Duygularım sahipsiz, hislerim yetim...
Kabul etmedin sana ait olduklarını...
Sen kendi duygularına bile ihanet ettin...

Gittin... gittim… gittik...
Dönüşü imkânsız bir yol,
Ulaşılması imkânsız bir biz...
Kan damlarken yüreğimizden
Sahiplenemediğimiz duygularımız ağlıyor duyuyor musun?
Ama duyamazsın ki...
Sen beni hiç sevmedin ki...

“Sana gülüm demem gülün ömrü az olur” diye
Çığlık çığlığa bağırırken,
Adına yitik sevda dediğimiz bir masalın
Baş kahramanı oluverdik bir anda...
Sen olmaz umutlarımın umut prensi,
Ben ise yüreği şizofrenlikle bedellendirilen bir hayal serserisi...

Bizim masalımız bitti değil mi...
İşte buna bir cevabın vardır kesin...
Çünkü sen beni hiç sevmedin ki...


Sema Şener

Cuma, Mayıs 06, 2011

Sessiz Veda

Melih Kibar'ın Ciğdem Talu'ya Sessiz Vedası
Muhteşem bir görsellikle işlenmiş bir veda ezgisi

Sarılmayı bilir misin?
Sahiplenmeyi, sahiplendiğinde sadık kalmayı ?
Sen bilir misin aşık olmayı?
Bölünebilir misin ikilere, üçlere, gerekirse binlere?
Yapabilir misin?
...
Gerçekten sevebilir misin?

"Sevmenin demesi" olmaz...
Unutma, ya çok seversin bir kere, ya da hiç sevmezsin...   
Mevlana



Not: Videoyu izlerken müzik kutusunun sesini kapatmayı unutmayın lütfen


Salı, Nisan 26, 2011

Günü Gece Basar



Günü gece basar,
Yerle yeksan hayatlar.
Uzansam tutamam,
Ellerim boşluğa dalar.

Gün geceye mahkûm,
Ben, geceye vurgun.
Işıksız bir tünel,
Sonu meçhul bu yolda ruhum.

Kanayan yaralar,
Gülümseyen dudaklar…
Dizeler de boğulmuş gelgitler yazar.
Medcezir mi?
Prangalardan kurtulma çabası mı?
Hasretlere kana kana dalmak mı yoksa?

Gece sisler içinde,
Bir inci tanesinin
Şavkı vurmuş yüreğime.
Gece bitecek elbet,
Gece, ışığa gebe…

Camlar mı buğulandı,
Yoksa gözlerim mi söyle…

Esin Dinçelli


Çarşamba, Nisan 20, 2011

Hişt !...

Hişt!
Baksana buraya,
Bir ses var.
Tak tiki tak, tiki tak tak…
Nereden geliyor acaba?
Benden mi?
Senden mi?
Yoksa guguklu saatten mi?
Çok da umurumda sanki…
Sevdim bu sesi .
Duymak ne hoş; gecenin ninnisi,
Sıcak günlerin, serin yağmur tanesi.
Hişşşşt!
Uyan hadi, aç pencereni.
Gün/ aydın artık. Tak tiki tak, tiki tak tak…
Kaç kafesinden çilen doldu bak.

Esin Dinçelli




Pişştt!…
Sana sesleniyorum
Bende duyuyorum o sesi,
En çok da seni düşünürken geceleri…
Bazen de seni fısıldıyor sabahın ilk saatleri,
Biliyorum benim için deli diyor kimileri…
Dinlediğim tak tak tiki tiki tak sesleri…
Aslında senin için çarpan yüreğimin iyi geceler busesi…"

Cumartesi, Mart 26, 2011

Kader Ajanları

Uzun yıllar önce kendimi ipleri başkasının elinde bir kukla gibi hissederdim. Sonraları bu duyguyu defalarca tekrar tekrar yaşadım. Evet berbat bir duygu ama her şeye olduğu gibi buna da alışıyor insan...
Öyle anlar gelir ki eliniz kolunuz bağlıdır yapmanız gerekeni bilir ama yapamazsınız. Hiç olmadık bir çok engel çıkıverir karşınıza. Sadece duygusallıkla alakalı değil elbette hayatın bir çok bölümünde işte ev de veya sıradan bir çok olayda bile garip engeller ve kişiler dikili verir karşınıza. Kader dersiniz bazen de isyan edersiniz kader dediğimiz şeye. Gerçekten istemek ve sevmek anahtar budur aslında hepimiz biliriz de savaşmaya gücümüz yetmez ya hani, işte o an asıl vazgeçişi yaşarız. Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar acaba?
Bir çok soru birikmişken önümüzde neyi neden yaşamak zorundalığımızı anlamak kendini bulmak gibi belki de... ve hayatın ipine sıkı sıkıya tutmak riski göze alabilmek mesele sadece bu. Hayatının alt üst olacağından korkanlar nereden biliyorsunuz altının üstünden iyi olmadığını veya olamayacağını diyor ya Şemsi Tebrizi, haklı hemde çok haklı. Yaşamak ve görmek lazım tam teslimiyette bazen yetemiyor insanoğluna...

Bu filmi izlerken hop oturdum hop kalktım aslında:) beni bana anlatır gibiydi bir çok sahne. Kukla gibi yaşamak mı teslimiyet yoksa başka bir şey mi bilemiyorum allak bullak olmuşum şu an taşlar fena halde yerinden oynadı yine ve yeniden... Farkındalıklar bir çok insan da var demek ki yalnız değilim bunu hissettim ve çok mutluyum uzun zamandır kapalı kalan O pencere tekrar açıldı . Diğer pencereler kapanabilir bir süre ben bu pencereden bakmalıyım artık:)