Çarşamba, Eylül 04, 2013
Cuma, Ağustos 30, 2013
Bayramımız kutlu olsun
Hürriyet gazetesi yazarı Yılmaz Özdil yazısı
30 Ağustos
Konstantin, Yunan kralıydı. Kayzer’in kızkardeşiyle evliydi.
Alman imparatorunun hem eniştesi, hem kuklasıydı. Kayzer ne derse onu yapardı, Kayzer izin vermezse tuvalete bile gidemezdi.
İngilizler baktı ki, bu kuklayla olmuyor, başka kukla buldular. Efendi gibi çekil, tahtını küçük oğlun Aleksandros’a bırak, yoksa hanedanı devirip Venizelos’u başa geçireceğiz dediler.
Konstantin tırstı.
Koltuğu kurtaramıyoruz, bari canımı kurtarayım dedi, kendisi gibi Alman yalakası olan büyük oğlunu yanına aldı, Almanya’ya sığındı.
Aleksandros hayırlı evlattı!
Babasını yolcu etti, tahta geçti.
Lay lay lom bi arkadaştı.
Babası ve abisi varken kral olma ihtimali bulunmadığı için, piyangodan kral olana kadar Yunanistan’a uğramıyor, Oxford’da okuduğu için İngiltere’de yaşıyor, tenis oynuyor, futbol maçlarına gidiyor, otomobil yarıştırıyor, motora biniyor, yelkene biniyor, para saçıyor, kızlarla gününü gün ediyordu.
Kafaya tacı taktılar.
İplerini Venizelos’a verdiler.
Venizelos, İngilizlerle işi bağlamıştı, “takıl bana, seni İzmir’de krallar gibi yaşatıcam” dedi, tuttu kolundan bu kazmayı, İzmir’i işgal ettirdi.Venizelos’un Anadolu’da gözü yoktu, acelesi de yoktu, gözü İstanbul’daydı. Osmanlı paketlendikten sonra, kurşun bile sıkmadan oturduğu İzmir’in ardından, İstanbul’un tapusunu alma niyetindeydi.
Bizim İngiliz kuklası padişah, Mustafa Kemal’e idam fermanı çıkardığında... Öbür kukla Aleksandros, sarayında, sevgili köpeği Fritz’le oynuyordu.
Bi de maymunu vardı. Moritz.
Maymun Moritz, köpek Fritz’i kıskandı, saldırdı, araya kral girdi, ayırmaya çalıştı, maymun dolmuş iyice tabii, bu saatten sonra kralını tanımam dedi, krala da girişti, kralın yüzü gözü haşat oldu, kan revan... Maymun köpeği öldürdü, askerler de maymunu vurdu.
Ertesi sabah, kralın orası burası iltihaplandı, kan zehirlenmesi olmuştu, ateşi kırka yükseldi, cayır cayır yanıyordu, nane limon kaynatalım bi şeyciğin kalmaz dediler... İzmir’i işgal emrini veren kukla, bağıra bağıra öldü.
Sürgündeki Konstantin, maymuna dua ederek, eskisinden daha güçlü şekilde geri döndü, tahta oturdu. Venizelos bavulu topladı, İngiltere’ye sığındı. İngilizler mecburen üç maymunu oynadı, tahttan indirdikleri Konstantin’in tahta oturmasına ses çıkaramadı. Üstelik, dünya savaşı bitmişti. Almanlar ayvayı yemişti. Artık Konstantin’i de kendi çıkarları için maymuncuk olarak kullanabilirlerdi. Pek beğendiler bu fikirlerini... Şampanya patlattılar.
Gel gör ki, maymun sayesinde tahta dönen Konstantin, maymun iştahlıydı, masada paylaşımı beklemedi, kendini başkomutan ilan etti, mahvoluruz diyen subaylarını dinlemedi, kahraman edasıyla Anadolu’ya saldırdı.
Mustafa Kemal, işte bu ahmakça hamleyi bekliyordu. İzmir ve İstanbul’a yerleşmiş, durarak savunma yapacak olan işgal güçlerini söküp atmak elbette çok zordu. Ancak... Hiç tanımadıkları Ege coğrafyasına yayılan Yunan ordusunu salam gibi dilim dilim doğrayacağını biliyordu. Öyle yaptı.
30 Ağustos budur.
Önce durdurdu, sonra süvarileriyle aralarına girerek, birbirleriyle bağlarını kopardı, sırtı boşta kalan palikarya paniğe kapıldı, İzmir’e doğru kaçmaya başladı. Hoş gelişler ola...
İttirdi, denize döktü.
Kukla mucidi Winston Churchill, şu tespiti yapmak zorunda kaldı: “Bir maymun çırmığı, İstanbul’u kaybetmemize ve 250 bin insanın ölümüne mal oldu!”
Siz siz olun...
Yurtta sulh cihanda sulh’un kıymetini bilin, “kukla”lara itibar etmeyin, aman diim, devlet katında “maymun” barındırmayın!
Cuma, Temmuz 26, 2013
Zamanı kullanmak
"Her sabah hesabınıza 86.400 TL yatıran bir banka düşünün. Gün boyu istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz. Parayı istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz. Oyunun sadece tek bir koşulu var: harcamayı başaramadığınız meblağ ertesi güne devretmez, akşam hesabınızdan geri çekilir ve bu paranın hiçbir bölümünü ne sebeple olursa olsun saklayamazsınız. Bir önceki günün tutarının tamamını harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız ertesi sabah hesabınızda yine 86.400 TL bulacaksınız. Nasıl keyifli değil mi? Farkında olsanız da olmasanız da aslında hepimizin böyle bir bankası var. Adı ''ZAMAN" Her sabah 86.400 SANiYE hesabınıza yatıyor ve o gün daha fazlasını asla harcayamıyorsunuz. Kullanamadığınız kısım ise akıp gidiyor ve hesabınızdan siliniyor, hiç devretmiyor. Her gün size yeni bir hesap açılıyor,her akşam günün bakiyesi siliniyor. Eğer günlük hesabınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir, geriye dönüş yok, yarından avans çekmek yok.. Bugünü, bugünkü hesaptan yaşamalısınız..."
Cumartesi, Temmuz 06, 2013
Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır
İki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya
atmış şöyle ki;
"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan
güvenini artırır."
Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve
zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:
Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark
edemezler.
Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimin-dedir.
Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini
görüp anlamaktan da acizdirler.
Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz
insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Cornell Üniversitesi'ndeki öğrenciler arasında bir test
yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...
Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin
“kendilerine güvenleri” müthişti.
Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri;
hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.
Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise
“en alçak gönüllü” deneklerdi;
soruların yüzde 70' ine doğru yanıt verdiklerini
düşünüyorlardı.
Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger
Sendromu'nun metni yazıldı:
“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi,
kendini ve yaptıklarını övmekten,
her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip
olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz!
Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!
Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki
açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.
Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde
daha hızlı yükselirler…
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma
hayatında ‘fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin
bilinmesini beklerler... Tabii beklerken kırılır, kendilerini
daha da geriye çekerler...
Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile
suçlanırlar..."
N'olur fazla mütevazi olmayın!...
"Siz de çevrenize şöyle bir bakın" diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti...
Bence Dunning ile Kruger'in, bu çalışmalarıyla 2000'de,
Nobel yerine Harvard
Üniversitesi'nin Ig Nobel'ini alma nedeni "cahil
olmamalarıydı".
Gönlümün nobelini bu ikiliye vererek yazımı Bertrand
Russel'in bir sözüyle bitiriyorum:
“Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların
küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.”
Kaynak: Bunları Biliyor muydunuz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
"Dostum; ben gönlümü senden yana yolladım.. onun bir daha benden yana gelmesi mümkün değil.. ey yay kaşlı, okun ne zaman göğsümden...
-
Ey her candaki gizli hazinem, her harap gönüldeki inci tanem, her kanatsız kuştaki gizli kanadım, Ey gönüllerdeki zâhirim, sure...
-
Şehriyarım'ın arşivinden özenle seçilmiş bir inci tanesidir teşekkürlerimi sunuyorum iyi ki varsın A Şehriyarım ... :) Yorum : Mum...


